Wikipedia

Arama sonuçları

9 Kasım 2016 Çarşamba


MU dan Kalan : Nardugan Bayramı

Tek tanrılı dinlere geçmeden önce Türkler tarafından kutlanılan bir bayram olarak karşımıza çıkmaktadır .
Her yıl 22 Aralık'tan sonra gelen ilk dolunayda kutlanır.
Sebebi ise; Türklerin eski inanışlarına göre gece ve gündüz sürekli savaşmaktadır.
21 Aralık gecesi en uzun gece olduğu için, 22 Aralıktan sonra günler uzamaya başlar.
Bu yüzden 22 Aralık günü Türkler için çok önemlidir ve bu günü takiben (Ay yılı esasına dayalı bir takvim kullandıkları için) ilk dolunayın çıktığı ilk gün yeni yılın ilk günüdür.
İşte Nardugan da günlerin uzamasını kutladıkları bayramdır.
Nar güneş, Dugan ise doğmaktır.
Bu çok özel günde Türkler evlerini temizlerler, en yeni giysilerini giyerler, güzel yemekler pişirip, geleneksel oyunlarını oynayarak çeşitli eğlenceler düzenlerlerdi.
Bu geleneğin yine Anayurtları Orta Asya (Gobi Çölü) olan ve türlü nedenlerle Mezapotamya'ya göçen Sümer (Karabaş) Türkleri'ne geçtiği oradan da Anadolu aracılığıyla Eski Roma ( Etruksler)ya değin uzandığı ve günümüze kadar gelip günümüzdeki 1 Ocak yılbaşının temelini oluşturduğu sanılmaktadır.
Ayrıca söz biçim olarak Türkler'deki Paktıgan ve Koçagan bayramlarıyla da uyumludur.
Gün dönümüne dayalı bayramlarda böylece üçlü bir silsile oluşmaktadır.
Nar sözcüğü güneş (günümüz Moğolca'sında Nara) anlamına gelir,
Dugan ise doğmak fiili ile bağlantılıdır.
Narduqan kelimesi Moğol dilindeki "nar" (güneş), Türk dilindeki "tuqan» (doğan) sözcüklerinden oluşmuştur.
Tatar Türkleri'nde bu bayrama "Koyaş Tuğa , yani «Güneş Doğan» günü derler,
Başkurt, Udmurt Türkleri «Nardugan» veya «Mardugan»,
Mişer Tatar Türkleri «Raştua»,
Çuvaş Türkleri "Nartavan» ya da «Nartukan»,
Zırizya Türkleri «Nardava»,
Mokşa Türkleri «Nardvan" olarak bilirler.

NOEL BAYRAMI'NIN KÖKENİ

Türklerin, tek Tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre, yerin göbeği sayılan yeryüzünün tam ortasında bir ''akçam ağacı'' bulunuyor.
Bunun tepesi, gökyüzünde oturan Tanrı Ülgen'in sarayına kadar uzanıyor, buna ''hayat ağacı'' diyorlar.
Bu ağacı, motif olarak bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde görebiliriz.
Ülgen, insanların koruyucusu, o sakallı ve kaftan giymiş olarak sarayında oturuyor ve geceyi, gündüzü, güneşi yönetiyor.
Türkler'de güneş çok önemli.
İnançlarına göre gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık'ta gece gündüzle savaşıyor.
Uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek zafer kazanıyor.
Güneş'in yeniden doğuşu,Türkler'de bir yeni doğum olarak algılanıyor.
Bayramın adı: Nargudan, nar=güneş, tugan, dugan=doğan.
Doğan güneş.
Astronomik olarak o günden itibaren geceler kısalmaya, günler uzamaya başlıyor.
İşte bu güneşin zaferini, yeniden doğuşu, Türkler büyük şenliklerle ''akçam ağacı'' altında kutluyorlar.
Güneşi geri verdi diye Ülgen'e dualar ediyorlar.
Duaları Tanrıya gitsin diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar, dallarına bantlar bağlayarak o yıl için Tanrı'dan dilekler diliyorlar.
İnanca göre bu dilekler muhakkak yerine geliyormuş.
Bu bayram için, evler temizleniyor.
Güzel giysiler giyiliyor.
Ağacın etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlar.
Yaşlılar, büyük babalar, nineler ziyaret ediliyor, aileler bir araya gelerek birlikte yiyip içiyorlar.
Yedikleri; yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerleme.
Bayram, aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur gelirmiş.
Yazılana göre akçam ağacı yalnız Orta Asya'da yetişiyormuş.
Filistin'de bu ağacı bilmezlermiş.
O yüzden bu olayın Türklerden Hristiyanlara geçtiği ve bunu da Hunların Avrupa'ya gelişlerinden sonra onlardan görerek aldıkları söyleniyor.
İsa'nın doğumu ile hiç ilgisi yok.
Doğum, güneşin yeniden doğuşu.
Sümerolog Muazzez İlmiye ÇIĞ
Çam süsleme ise ilk 1605'te Almanya'da görülüyor, oradan Fransa'ya geçiyor.
Ne kadar ilginç değil mi?
Batı, en büyük bayramını göçebe, ilkel olarak tanımladığı Türkler'den yürütmüş.
Yeni yapılmakta olan çalışmalarla Batı'ya Türklerden kimbilir daha nelerin geçtiği ortaya çıkacak?
Bunun yanında Türklerin yaratılış destanına göre bütün insanların türediğine inanılan ve ucu gökyüzünde Tanrı'nın sarayına ulaşan Akçam ağacını süslerler ve bu ağacın dibine hediyeler bırakırlarmış.
Hatta bazı Türk topluluklarında bu günde bekâr erkekler, çeşitli hayvan postları giyerek ev ev dolaşırlar ve kızları gözetlerlermiş.
Narduğan’ım nar olsun,
İçi dolu nur olsun,
Narduğan’ı oynayanın
Ömrü uzun olsun.
Narduğan sahipler
Kutlu mübarek olsun,
Hayat huzurlu olsun,
Mal-hayvanınız artsın,
Kulunlarınız koşsun,
Ekinleriniz iyi,
Yumurta gibi tok olsun!
Daha sonraları din adamları bu geleneği Şamanizm döneminden kalma bir gelenek olmakla suçlamış ve kutlamalarını yasaklamıştır.
Fakat günümüzde Tatarlar, Çuvaşlar, Başkirler ve daha başka bazı Türk toplulukları bu geleneği sürdürmekteler.
Söylentiye göre bu gelenek Türklerden Sümerlere, onlardan da eski Roma’ya geçmiştir.
İşte günümüzde 31 Aralık Yılbaşı kutlamalarının buraya dayandığı düşünülmekte.
Ne dersiniz?
Sizce de yüzlerce önce kutlanılan bu gelenek Hristiyanların yılbaşı ve şükran günü kutlamaları ile oldukça yakın benzerlikler göstermiyor mu?
 Hayat Ağacı: Dünyayı ortasından (göbeğinden) öte-âleme ve Demir-Kazık Yıldızı’na bağlayan, dalları vasıtasıyla şamanlara yeryüzünden yüksek âlemlere yolculuk yapma olanağı sağlayan bir ağaçtır.
Buna Demir Ağaç da denir.
Genetik yapısında yapılan değişikliklerle bugün 48 çeşiti Çin Bölgesinde üretilen bu ağaçların Ön Türkler dönemlerinde doğumla birlikte çocuklar için 3 tane dikilmesi gelenekti.
Bu ağaçların gelirleri çocukların hayata atılmalarında kullanılmaktaydı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder