Wikipedia

Arama sonuçları

7 Temmuz 2015 Salı


Asla
Belki de hiç değişmeyecekler.
Yağmurlu bir günde, 25 metrekare sınıftan bu yağmurlu, kasvetli öğlen vaktinde ders arasına çıkıyoruz. İlk senem. Çok az insanla tanışıyorum. Zaten fakültenin ücra köşesinde, tanrının bile siktir ettiği bir yerde eğitim görüyoruz. En büyük eğlencem içerde volta atmak ve kapının önünde, gelip geçen kedi-köpeği sevmek. Pireli dostlarım.

"Yalnızlık" doğru kelime değil ama ilk akla geleni.

Ortada dikilen silindir kolonun etrafında turlarken koridordan ince, zarif, sarışın bir kız çıkıyor. Kucağında kitaplar var. Tutuş ve yürüyüş şekline bakılırsa o da benim gibi ilk senesinde olmalı. Biraz özgüven eksikliği yaşadığından adım gibi eminim. Ellerim cebimde, başım ileride, gözlerim alttan bakarak bir Sırp tecavüzcüsü edasıyla onu keyizliyorum. Kafası arkadaşına dönük. Aptal bir görüntü çizerek ona bakan bana doğru kafasını, saçlarını savurarak öyle bir çeviriyor ki, boynunun kütürdediğini duyar gibi oluyorum. Ama boynu kırılsa bile, kocaman ve bal rengi gözlerini gördüğüm için mest olmuş şekilde üzülürdüm. Evet. Sevinerek üzülürdüm. O ana kadar gördüğüm en çekici ve masum gözlere sahip insandı. Beş saniye kadar bakıştık, sonra çekip gitti. Beş saniye kadar öylece kalakaldım. Aşık olmuş olamazdım ama bu başka bir şeydi. Bu büyülenmekti. Bu medusanın bakışlarından daha güçlüydü. İnsanı taşa değil, tereyağına çeviriyor ve yavaş yavaş eritiyordu.

Gel zaman git zaman bu medusamsı hatunla göz göze geldik, bakıştık. Okulda, otobüste, yolda, cafe’de… Gerçekten aptal biri değilimdir fakat kadınlara açılmaktansa beni fark edip bir sebepten yola çıkarak muhabbet kurmak ve birbirimizi sevindirmek isterim. Tamam, sert seviyor olabilirim ama romantik sayılırım.

Fakat o an hiç gelmedi desem?

"Çekingen" doğru kelime değil ama ilk akla geleni.

İki yıl sonra.

Üniversitenin “zorunlu seçmeli” derslerine beraber giriyoruz şimdi. Her hafta aynı sınıfı, aynı sandalyeleri paylaşıyoruz. Aynı kağıda imza atıp aynı kalemi tuttuğumuzu söylemeyeceğim, şükür ki sapık değilim. Uçuk bir Iron Maiden tişörtü ve kuru kafalı, kemikli dalaklı penyeler giyen biri olarak hardcore bir tarzım olduğunu yeterince gösterdiğimi de düşünmekteyim nitekim. Belki o bana bu yüzden yaklaşmamıştır bu güne kadar, ha? Hardcore’cu bir sapıkla kim uğraşmak ister ki? Ama ben onun ince, uzun parmaklarına sürdüğü kırmızı ojeyi dikkatle inceliyorum. O tırnakların etime battığını düşünmeden edemiyorum. Evet evet, Victor Mancini gibi değilim, ne kadar Slav kanı taşısam da sapık değilim fakat bu fantezi beni öldürüyor. Hem kim düşünmez ki bunları?

"Sapık" doğru kelime değil ama ilk akla geleni.

İşin ilginci, merdiven başında karşılaşıp göz göze gelmemiz hususu tam bir fiyasko. Işıl ışıl parlayan o koskoca gözleriyle bana bakıyor ve ben o gözlerinin içinde kaybolduğumda başımı aniden eğiyorum. Aptalım! Yo, hayır; sadece emin değilim. Çünkü ben kadınlara çok güvenemiyorum.

"Güvenilmez" doğru kelime değil ama ilk akla geleni.

Ve iki yıldır gelmeyen o an geliyor…

Saçma sapan bir günün sabahı okula gidiyorum. 30 metrekare “yeni” sınıfımızda, hocanın kronik olarak en az 20 dakika geç kaldığı dersimiz var. Soyu tükenen ilginç kuşlar gibi tek başımayım. Ağzımdaki sakızı Tarkan’ın fantezisindeki gibi şişirip şişirip arsız arsız patlatırken sınıfın kapısını hızla açıyorum. Genelde kapalı olmaz bu sınıfın kapısı. Bir şeyler seziyorum derken karşımda bacak bacak üstüne atmış oturan kişinin Sharon Stone olmadığını hepimiz biliyoruz ama o olmasını isterdim. Doyumsuz değilim; ben bir erkeğim. O koca gözlerin içinde kaybolurken, beynim süzme yoğurt gibi akıp giderken titreyip kendime geliyorum. Kesinlikle çekingen biri değilim. Terazi burcuyum ve dost canlısıyımdır. Fala inanmam tabi ama buldum mu okurum. Temel içgüdüler… Vitaly Zdorovetskiy edasıyla ona yaklaşıyorum.

-Imm… Ders mi var acaba?

-Şeyy yook, diyor.

-Ha, peki. Kalabilirsin biraz daha, diyorum. Buradan bir gönderme çıkıyor tabi. Ben bunu değerlendirmiyorum. Ağzı yarı açık, gözlerime boş boş bakıyor. İzah etme gereği duyuyorum.

-Can we go out tonight?

Değil tabi ki:

-Yani hocamız geç geliyor da, biraz daha oturabilirsin istersen.

Ve sonra kız, en ufak parçama kadar bana itinayla sövmüş gibi çantamı bırakıp oradan uzaklaşıyorum. Beş dakika sonra o da çıkıyor.

Evet, hiçbir zaman değişmeyecekler.

İçimdeki bu saçma sapan hisler.

Bu haftanın sorusu şu olmalı: Neden?

Nedenini çok iyi biliyorum: Onu seviyorum.

Yok, sevgili olarak bile düşünmediğim birini. Her şeyim olarak algıladığım, sıcaklığına, kokusuna hasret kaldığım o orjinal kızı seviyorum veya seviyodum ve bu bana saplanıp kaldı. Ama bildiğim kesin bir şey var ki; bu kocaman gözlü hatunu o derece sevmiyorum.

Şimdilik susuyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder