Merhabalar hepinize iyi akşamlar. Eğer gündüz okuyorsanız
iyi günler. Satırlarıma başlamadan önce yorulduğumu söylemeliyim. Çünkü sahilde
3 saat yürüyüp güzel sakin bir yer bulmak epeyce zor oldu. Bugün deniz berrak ve harikaydı. Gökyüzü
kızıllığını denizin üzerine serpmiş. Neyse edebiyat sonra yaparız. Bugünlük
küçük gezintimde gördüklerimi kâğıda dökmek ve sizinle paylaşmak istedim.
Yalnızlıktan o kadar boğuldum ki artık hiçbir şeyin tadı
tuzu kalmadı. Sokakta yürürken çok düşündüm. Aslında neden bu hisse kapıldım
onu da bilmiyorum. Ama bugün öğrendim ki hayatta sadece ben mutsuz değilim.
İnsanların bugün çirkin yüzlerinin altındaki korkunçluğu gördüm. Kadın
ayarlamak için takla atan pezevenklerde gördüm, 1 lira kazanmak için mısır
satmaya çalışan çocuklarda. Sevgilisiyle kol kola gezenlerde gördüm, kolu
olmadığı için dilenenlerde. Evren zamanıyla bu dünyada sadece 8 saniye varız.
Peki, ama bu kadar başkalaşım neden? Bugün oturup insanların
mutlu olmak için bu kadar boş şeyleri nereden bulduğunu kavramaya çalıştım. Peki,
neden bende bu insanlar gibi gülemiyorum. Onlar mı çok mutlu ben mi çok
hüzünlüydüm bilmiyorum. Neden mutlu olamıyorum? Diğerleri gibi basit mi
düşünmem gerekiyor. Denizin kenarında oturup ufka baktığımda şu soruyu sordum
kendime hep. Ben kimim? Neden farklı olduğumu çok düşündüm. Neden başka
düşüncelere sahibim? Belki de böyle olmam gerekiyordu. Hayatı anlamak için acı
tarafını tatmak mı gerekiyor. Artık sokağa çıktığımda tek görebildiğim hüzün.
Artık insanların sahte gülüşleri bana komik geliyor. Sanki biz insanlar eskiden
çok iyi gibiydik. Ne oldu bize? Eskiden insan olduğumuz için birbirimizi
severdik şimdi paramız için seviyoruz. Herkes başkalaşmış. Hayatlar, düşünceler
ve yaşam. Aslına bakılırsa bugün dışarıya çıkmam çok iyi oldu. Deniz, dalgalar
ve gün batımı beni huzurlandırıyor. Üzülüyorum bir yerde ama bunu bastırmaya
çalışıyorum. Bazen beni anlayan hırçın dalgalarla kavga ediyorum. Rüzgârı bile
duyabiliyorum. Sanki bana hayatın anlamını fısıldar gibi…
Bugün bir sürü varlık gördüm ama tek tük insan gördüm.
Onlarda ya simit satıyorlardı. Ya da evine götürebilecek bir lokma ekmek
arıyorlardı karıştırdıkları çöpten. Birçok varlık gördüm. Lüks mekânlarda yiyip
içmesini sonrasında bir keyif sigarasını tüttürmesini çok iyi beceriyorlardı. O
lüks mekânların kapılarında iki lokma ekmek bekleyen çocukları görünce
hepsinden iğrendim. Sözde oruçlular, hangi biri aç bir çocuğun halinden anladı
bilmiyorum. İnsanlardan soğudum artık. Her önüme gelenin takma kafana, keyfine
bak, hayatını yaşa demesinden bıktım. Ben insanlar beni anlamadıkları için
yalnızım işte.
Biliyorum insanlığınız ölmediyse bunları okuyunca bir parça
yüreğiniz burkulacak ve üzüleceksiniz. Ama merak etmeyin iki gün düşünür 3. Gün
unutursunuz. Lafı fazla uzatıp vicdan bekçiliğine gerek yok. Her şeye rağmen
demeliyim ki deniz bir harika ama hırçın biraz sanki sinirli gibi…
Belki oda kaldıramıyordur bu kadar farklılaşmayı.
Bugünlük satırlarımın sonu burada bitiyor. Ekleme ulama
yapmak istemiyorum. Bir eksiğim varsa siz tamamlayın.
HOŞCAKALIN, DOSTÇA KALIN…
VAHDET YÜRÜK

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder