Wikipedia

Arama sonuçları

15 Temmuz 2015 Çarşamba


ZAMANIN FAHİŞELERİ
Huzursuz bir geceye gebe bir sabahı atlattıktan sonra tekrar buradayım, yazdığım bu
sayfaları buruşturup atmamak için kendimi zor frenlediğim bu günlerde fahişelerin
gırtlaklarını bir Tanrıymış gibi kesmek bana adaleti anımsatıyor. İnsanlar sadece yaşamak için
fahişelik yapmıyorlar, insanlar zevk ile yaşamı bir bütün halinde algıladıkları için fahişedirler.
Bu satırların arasında yalnızlığımı iliklerime kadar hissedebiliyorum. Dışlanmayı, kapının
karanlık tarafında kalmayı hissederek, sizlerinde karamsarlığa adım atmanız için bu kara
fonlu deftere bu beyaz yazıları yazıyorum. Fakat atım aç ve susuz olduğu için yenik düşüyor
rüzgâra ve ben de onun sırtında. Ahh. Güneş, anılarım ve gençliğim beraber batıyor bu günde
fahişelerin iri göğüslerinden süzülerek... Delirmekten korkar olduğum bu zamanlarda
uçurumdan düşercesine düşüyorum hayattan. Nehrin bizi götüreceği kıyıları serseri mayına
benzeyen bir ağaç kütüğüne tutunarak ve gözlerimi kapatıp açtığımda kıyıya vardığımı
umarak yoluma devam ediyorum. Bunları düşünürken arafta kalıyor ve uçurtmamı kızıl
gökyüzüne savuruyorum. Böylece günler çorap söküğü gibi birbiri ardına geçip gidiyor. Evet,
yaşıyorum, algılıyorum yorumluyor ve sorguluyorum. Ve nefret ile etrafıma bakıyorum. Bu
yüzsüz varlıkların sıradanlıkları ve yüzeysellikleri midemi bulandırıyor. Kendine Tanrı diye
ahmaklar görüyorum bu düzende. Neden? Diye soruyorum onlara. Fakat onlar değil
ceplerindeki kâğıt parçaları cevap veriyor bana. İşte bu yüzden biz tanrıyız deyip geçiyorlar
yanımdan. Bir deli geliyor o sırada, elinde hançer, yüzünde kan... O da geçiyor yanımdan
gülerek ve zehirli hayat sularından içerek. Kaos, yalnızlık ve karanlık içine çekiyor beni
usulca. Bir sonU olan bu yağmurlar, geri dönüşüm kısır döngüsü ile kurak yazı atlattıktan
sonra yine çiseliyor zamanın aşındırdığı tenime... Dostlarımı görüyorum o sırada, her biri
boğuluyor zevk denizinde. Bataklıklar ise siyah çiçekler ile günü öldürüyor içi içe.
Susuyorum, susuyor ve bekliyorum keşfedilmeyi zaman tarafından. Dünya döndükçe ben de
dönüyorum sarhoş taklidi yaparak. Ölümün bile dayatma olduğu bu yaşamda her şey anlamını
yitiriyor. Varsın, ben de yırtayım sayfalarımı ölüm bizi ateşlere atmadan. ZAMANIN FAHİŞELERİ
Huzursuz bir geceye gebe bir sabahı atlattıktan sonra tekrar buradayım, yazdığım bu
sayfaları buruşturup atmamak için kendimi zor frenlediğim bu günlerde fahişelerin
gırtlaklarını bir Tanrıymış gibi kesmek bana adaleti anımsatıyor. İnsanlar sadece yaşamak için
fahişelik yapmıyorlar, insanlar zevk ile yaşamı bir bütün halinde algıladıkları için fahişedirler.
Bu satırların arasında yalnızlığımı iliklerime kadar hissedebiliyorum. Dışlanmayı, kapının
karanlık tarafında kalmayı hissederek, sizlerinde karamsarlığa adım atmanız için bu kara
fonlu deftere bu beyaz yazıları yazıyorum. Fakat atım aç ve susuz olduğu için yenik düşüyor
rüzgâra ve ben de onun sırtında. Ahh. Güneş, anılarım ve gençliğim beraber batıyor bu günde
fahişelerin iri göğüslerinden süzülerek... Delirmekten korkar olduğum bu zamanlarda
uçurumdan düşercesine düşüyorum hayattan. Nehrin bizi götüreceği kıyıları serseri mayına
benzeyen bir ağaç kütüğüne tutunarak ve gözlerimi kapatıp açtığımda kıyıya vardığımı
umarak yoluma devam ediyorum. Bunları düşünürken arafta kalıyor ve uçurtmamı kızıl
gökyüzüne savuruyorum. Böylece günler çorap söküğü gibi birbiri ardına geçip gidiyor. Evet,
yaşıyorum, algılıyorum yorumluyor ve sorguluyorum. Ve nefret ile etrafıma bakıyorum. Bu
yüzsüz varlıkların sıradanlıkları ve yüzeysellikleri midemi bulandırıyor. Kendine Tanrı diye
ahmaklar görüyorum bu düzende. Neden? Diye soruyorum onlara. Fakat onlar değil
ceplerindeki kâğıt parçaları cevap veriyor bana. İşte bu yüzden biz tanrıyız deyip geçiyorlar
yanımdan. Bir deli geliyor o sırada, elinde hançer, yüzünde kan... O da geçiyor yanımdan
gülerek ve zehirli hayat sularından içerek. Kaos, yalnızlık ve karanlık içine çekiyor beni
usulca. Bir sonU olan bu yağmurlar, geri dönüşüm kısır döngüsü ile kurak yazı atlattıktan
sonra yine çiseliyor zamanın aşındırdığı tenime... Dostlarımı görüyorum o sırada, her biri
boğuluyor zevk denizinde. Bataklıklar ise siyah çiçekler ile günü öldürüyor içi içe.
Susuyorum, susuyor ve bekliyorum keşfedilmeyi zaman tarafından. Dünya döndükçe ben de
dönüyorum sarhoş taklidi yaparak. Ölümün bile dayatma olduğu bu yaşamda her şey anlamını
yitiriyor. Varsın, ben de yırtayım sayfalarımı ölüm bizi ateşlere atmadan.
ÖLÜ DÖLÜ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder