Wikipedia

Arama sonuçları

7 Temmuz 2015 Salı

                                                              

Aylardan ŞUBAT kışın en sert ve en çetin geçtiği bir akşamdı. Yorgun, hüzünlü ve çaresizdim. Her şey herkes üzerime gelmişti. Saat 2’ye geliyordu. Üzerimi giyindim karar vermiştim kaçacaktım. Hem de çok uzaklara sadece yürümek istiyordum. 2 gibi çantamı aldım üzerimi giyindim felaket soğuk vardı. Pencereden atladım dışarıya. Sağa sola baktım. Acaba gitmesem daha mı iyiydi. Gerçi bu neyi değiştirecekti ki… Ama kafama koymuştum. Gidecektim. Güvenliklere görünmeden sınıra geldim. Yurdun tellerine tırmandım karşıya atladım. Hava çok soğuktu üşüyordum. Ellerimi ovaladım. Biraz sıcaklığımla ısındım. Kendimi yapayalnız hissediyordum. Yürümeye başladım. Üzgün ve düşünceliydim. Dalgın dalgın yürürken karşıdan beyaz saçlı bir adam geliyordu. Yan yana gelince durdu. Canımın sıkkın olduğunu anladı. Hafif kısık bir sesle!
-Şarap içermişin yalnızlığa birebirdir dedi.
İç cebinden şarap şişesini çıkarttı. Bana doğru uzattı. Bir yudum içmiştim. Tadı hoşuma gitmemişti ama en azından biraz içim ısınmıştı. Yaşlı adam…
-Sen rüzgâra karşı yürüyorsun ben rüzgârı arkama aldım diyerek hafifçe güldü. Orada bu kısa sohbetten sonra yollarımız ayrıldı. Çok yorgun ve düşünceliydim. Korkmuştum. Bana bir şey olmasından değil sadece çaresizlikten. Hayatım boyunca yalnız yaşamak beni boğmuştu. Biraz daha yürüdüm. İyice üşümeye başladım hava -6 dereceyi gösteriyordu. Etrafta en ufak ses yoktu. Herkes uykuya dalmıştı. Benimle beraber olan bir yalnızlığım birde suratıma tokat gibi çarpan rüzgârdı. Yürürken hep ölümü ölmeyi düşündüm. Dayanamıyordum artık bedenim bana çok ağır geliyordu. Artık acı kaldıracak yüreğim kalmamıştı. Beni bitiren de çaresiz kalmaktı. Herkes bana hayatta bir pislik gibi bakıyordu. Tekin biride değildim zaten. Artık sona geldiğimi biliyordum. Yaklaşık olarak 3 saat yürüdüm bomboş sokaklarda. Yolumu köpekler kesti ve bana saldırdılar. Hareket dahi etmedim. Sanki böyle bir an bekliyordum. O an ki tepkim müthişti. İçlerinden bana havlayan bir köpekle karşı karşıya geldim. Gözlerinden anlıyordum karnı çok açtı üşüyordu hırçındı da…
Bir süre hareketsiz kaldım. Köpeklerde öyle… Sonra bana değersiz bir nesneymişim gibi baktılar. Bir anda hırıltıları ve havlamaları kesildi. 5 dakika önce parçalamak için bekleyen köpekler daha sonra bir anda durulmuşlardı. Çekip gittiler. Yoluma baktım. Düşünüyordum. Sokak köpekleri bile umursamadı. Zaten kimsede umursamıyordu beni. İnsanları anlardım ama hayvanlar bile aynı tepkiyi koyuyordu. Herkes her şey bana bir pislikmişim gibi bakıyordu. Gurur incitici bir şeydi. İyice üşüdüm. Yanakların kızardı dudaklarımda mosmor olmuştu. Karnımda çok açtı aralıksız yürüyordum. Hiç açık bir yer bulamadım. Çaresiz yolumda yürürken bir börekçi gördüm hemen girdim içeriye… Bana tekin biri değilmişim gibi baktı. Aslında öyleydim de. Biraz börek istedim. Bir bardak da çay…
Çayımı yudumlarken çekinerek yanıma oturdu. Beni ya tinerci ya da esrarkeş biri sanmıştı. Haklıydı da ön yargılarında. Sohbet biraz açıldı. Muhabbet ettik. Bana soğuk bakan adam biraz daha yumuşamıştı. Sohbet ettik den sonra beni anladığını söyledi. Hafif beyaz saçlı yaşlı biriydi. Saat 4.35’i gösteriyordu. Müthiş bir kitap okuma hevesi gelmişti. Buralarda bir kafe bulabilir miyim?
Dedim kısık bir sesle.
 Adam…
-Benden başka kimse açık bulunmaz dedi. Tam hazırlanacak iken kitabını burada okuyabilirsin diye bir ses geldi hafiften. Yaklaşık 2 saat kadar kitap okudum. Bu arada çayımı da bir yandan yudumluyordum. Saat 6.40’dı. Toparlandım ve her şey için teşekkür ettim. Yürüyordum yine yapayalnız ve düşünceli bir biçimde. Ölmeyi çok düşündüm bu gece. Hayatımda bir kez bile belki de arkamda birkaç kişi üzülürdü biraz umursardı diye düşünmedim değil açıkçası. 22 yıllık hayatımda mutlu olamamıştım. Ya da hakkım değildi belki de…
Artık bedenimi kaldıramıyordum taşıyamıyordum. Bitkin ve çaresizdim. Saatlerce yürüdüm çok yorgundum. Ayaklarım artık beni taşıyamıyordu. Bana ağır gelen bedenim değildi çektiğim acılardı. 22 yıllık hayatımda yalnız doğdum yalnız yaşadım ve yalnız öleceğim diye düşündüm. Güneş yavaştan doğmaya başlamıştı. Hava rengârenkti…
Biraz daha yürüdükten sonra bana martılar eşlik etti bir süre…
Düşünüyordum neden yalnızım neden kimse beni sevmiyor neden bana yaratıkmışım gibi davranıyorlar. Hayatımda ilk kez çaresizlikten bu kadar ürktüm. Artık yürüyecek halim kalmadı nereye gittiğimi bile bilmiyordum. Sabaha doğru güneş iyice ağarmıştı. Issız bucaksız bir tarlanın içinde hafif kıvrımlı yoldan yürümeye başladım. Benden başka kimse yoktu. Sadece ben ve yalnızlık…
Yürüyecek halim kalmadı düştüm düşecektim. Biraz toparlanmaya çalıştım. Yeşilliğin içinden geçtikten sonra kuru çalılıklardan geçiyordum. Beraber uyuyan köpekler vardı. Herkesin her şeyin bir yanında olanı vardı. Peki, benim yanımda çaresizlikten başka kim vardı.
Gözlerim iyice düştü. Yorgun bitkin halde yurda geldim. Yurda geldiğimde saat 7.13’dü.Elimi yüzümü yıkadıktan sonra bilgisayarın başına geçtim.
 Sonra gördüğünüz gibi satırlara aktardım yaşadıklarımı. Elimden bu kadarı geldi. Bu yazdığım cümleleri yol boyunca aklımda kurguladım. Kuş sesleri rüzgâr sesi her bir şeyi…
Bu söylediklerimi anlamayabilirsiniz pek de umursayacağınızı da sanmıyorum zaten…
Hikâye gibi okuyacaksınız. Hislerimi anlayamayacak ve bilemeyeceksiniz, ne şimdi ne de başka zaman.
Ama en azından bu gece yaşadıklarımı bilin istedim. Acılarımı, çaresizliğimi her şeyi…
                                                                                                                                        18.02.2015
                                                                                                                                  VAHDET YÜRÜK.


  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder