Aylardan ŞUBAT kışın en sert ve en çetin geçtiği bir
akşamdı. Yorgun, hüzünlü ve çaresizdim. Her şey herkes üzerime gelmişti. Saat
2’ye geliyordu. Üzerimi giyindim karar vermiştim kaçacaktım. Hem de çok
uzaklara sadece yürümek istiyordum. 2 gibi çantamı aldım üzerimi giyindim
felaket soğuk vardı. Pencereden atladım dışarıya. Sağa sola baktım. Acaba
gitmesem daha mı iyiydi. Gerçi bu neyi değiştirecekti ki… Ama kafama koymuştum.
Gidecektim. Güvenliklere görünmeden sınıra geldim. Yurdun tellerine tırmandım
karşıya atladım. Hava çok soğuktu üşüyordum. Ellerimi ovaladım. Biraz
sıcaklığımla ısındım. Kendimi yapayalnız hissediyordum. Yürümeye başladım.
Üzgün ve düşünceliydim. Dalgın dalgın yürürken karşıdan beyaz saçlı bir adam
geliyordu. Yan yana gelince durdu. Canımın sıkkın olduğunu anladı. Hafif kısık
bir sesle!
-Şarap içermişin yalnızlığa birebirdir dedi.
İç cebinden şarap şişesini çıkarttı. Bana doğru uzattı. Bir
yudum içmiştim. Tadı hoşuma gitmemişti ama en azından biraz içim ısınmıştı.
Yaşlı adam…
-Sen rüzgâra karşı yürüyorsun ben rüzgârı arkama aldım
diyerek hafifçe güldü. Orada bu kısa sohbetten sonra yollarımız ayrıldı. Çok
yorgun ve düşünceliydim. Korkmuştum. Bana bir şey olmasından değil sadece
çaresizlikten. Hayatım boyunca yalnız yaşamak beni boğmuştu. Biraz daha
yürüdüm. İyice üşümeye başladım hava -6 dereceyi gösteriyordu. Etrafta en ufak
ses yoktu. Herkes uykuya dalmıştı. Benimle beraber olan bir yalnızlığım birde
suratıma tokat gibi çarpan rüzgârdı. Yürürken hep ölümü ölmeyi düşündüm.
Dayanamıyordum artık bedenim bana çok ağır geliyordu. Artık acı kaldıracak
yüreğim kalmamıştı. Beni bitiren de çaresiz kalmaktı. Herkes bana hayatta bir
pislik gibi bakıyordu. Tekin biride değildim zaten. Artık sona geldiğimi
biliyordum. Yaklaşık olarak 3 saat yürüdüm bomboş sokaklarda. Yolumu köpekler
kesti ve bana saldırdılar. Hareket dahi etmedim. Sanki böyle bir an
bekliyordum. O an ki tepkim müthişti. İçlerinden bana havlayan bir köpekle karşı
karşıya geldim. Gözlerinden anlıyordum karnı çok açtı üşüyordu hırçındı da…
Bir süre hareketsiz kaldım. Köpeklerde öyle… Sonra bana
değersiz bir nesneymişim gibi baktılar. Bir anda hırıltıları ve havlamaları
kesildi. 5 dakika önce parçalamak için bekleyen köpekler daha sonra bir anda
durulmuşlardı. Çekip gittiler. Yoluma baktım. Düşünüyordum. Sokak köpekleri
bile umursamadı. Zaten kimsede umursamıyordu beni. İnsanları anlardım ama
hayvanlar bile aynı tepkiyi koyuyordu. Herkes her şey bana bir pislikmişim gibi
bakıyordu. Gurur incitici bir şeydi. İyice üşüdüm. Yanakların kızardı
dudaklarımda mosmor olmuştu. Karnımda çok açtı aralıksız yürüyordum. Hiç açık
bir yer bulamadım. Çaresiz yolumda yürürken bir börekçi gördüm hemen girdim
içeriye… Bana tekin biri değilmişim gibi baktı. Aslında öyleydim de. Biraz
börek istedim. Bir bardak da çay…
Çayımı yudumlarken çekinerek yanıma oturdu. Beni ya tinerci
ya da esrarkeş biri sanmıştı. Haklıydı da ön yargılarında. Sohbet biraz açıldı.
Muhabbet ettik. Bana soğuk bakan adam biraz daha yumuşamıştı. Sohbet ettik den
sonra beni anladığını söyledi. Hafif beyaz saçlı yaşlı biriydi. Saat 4.35’i
gösteriyordu. Müthiş bir kitap okuma hevesi gelmişti. Buralarda bir kafe
bulabilir miyim?
Dedim kısık bir sesle.
Adam…
-Benden başka kimse açık bulunmaz dedi. Tam hazırlanacak
iken kitabını burada okuyabilirsin diye bir ses geldi hafiften. Yaklaşık 2 saat
kadar kitap okudum. Bu arada çayımı da bir yandan yudumluyordum. Saat 6.40’dı.
Toparlandım ve her şey için teşekkür ettim. Yürüyordum yine yapayalnız ve
düşünceli bir biçimde. Ölmeyi çok düşündüm bu gece. Hayatımda bir kez bile
belki de arkamda birkaç kişi üzülürdü biraz umursardı diye düşünmedim değil
açıkçası. 22 yıllık hayatımda mutlu olamamıştım. Ya da hakkım değildi belki de…
Artık bedenimi kaldıramıyordum taşıyamıyordum. Bitkin ve
çaresizdim. Saatlerce yürüdüm çok yorgundum. Ayaklarım artık beni
taşıyamıyordu. Bana ağır gelen bedenim değildi çektiğim acılardı. 22 yıllık
hayatımda yalnız doğdum yalnız yaşadım ve yalnız öleceğim diye düşündüm. Güneş
yavaştan doğmaya başlamıştı. Hava rengârenkti…
Biraz daha yürüdükten sonra bana martılar eşlik etti bir
süre…
Düşünüyordum neden yalnızım neden kimse beni sevmiyor neden
bana yaratıkmışım gibi davranıyorlar. Hayatımda ilk kez çaresizlikten bu kadar
ürktüm. Artık yürüyecek halim kalmadı nereye gittiğimi bile bilmiyordum. Sabaha
doğru güneş iyice ağarmıştı. Issız bucaksız bir tarlanın içinde hafif kıvrımlı
yoldan yürümeye başladım. Benden başka kimse yoktu. Sadece ben ve yalnızlık…
Yürüyecek halim kalmadı düştüm düşecektim. Biraz
toparlanmaya çalıştım. Yeşilliğin içinden geçtikten sonra kuru çalılıklardan
geçiyordum. Beraber uyuyan köpekler vardı. Herkesin her şeyin bir yanında olanı
vardı. Peki, benim yanımda çaresizlikten başka kim vardı.
Gözlerim iyice düştü. Yorgun bitkin halde yurda geldim.
Yurda geldiğimde saat 7.13’dü.Elimi yüzümü yıkadıktan sonra bilgisayarın başına
geçtim.
Sonra gördüğünüz gibi
satırlara aktardım yaşadıklarımı. Elimden bu kadarı geldi. Bu yazdığım
cümleleri yol boyunca aklımda kurguladım. Kuş sesleri rüzgâr sesi her bir şeyi…
Bu söylediklerimi anlamayabilirsiniz pek de umursayacağınızı
da sanmıyorum zaten…
Hikâye gibi okuyacaksınız. Hislerimi anlayamayacak ve
bilemeyeceksiniz, ne şimdi ne de başka zaman.
Ama en azından bu gece yaşadıklarımı bilin istedim. Acılarımı,
çaresizliğimi her şeyi…
18.02.2015
VAHDET
YÜRÜK.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder